TEKNOLOJİ

Ermeni soykırımını hangi ülkeler resmen tanıyor?

Ermeni soykırımını hangi ülkeler resmen tanıyor?

ABD Başkanı Joe Biden, 1915 olayları için geçen yıl ‘Ermeni Soykırımı’ ifadesini kullandı. Biden’den önceki ABD başkanları, 24 Nisan’da, 1915 olayları için “felaket” veya “tarihin karanlık dönemi” gibi ifadeler kullanıyordu. Dünyada kaç ülke resmi olarak ‘Ermeni Soykırımı’nı tanıyor?

Ermeni soykırımını hangi ülkeler resmen tanıyor?

Bu haberi paylaş

ABD Başkanı Joe Biden 1915 olayları için geçen yıl ilk kez “Ermeni Soykırımı” ifadesini kullandı. ABD tarihinde bu ifadeyi en son 1981 yılında eski Başkan Ronald Reagan kullanmıştı.

Biden’den önceki ABD başkanları, 24 Nisan’da, 1915 olayları için “Ermeni soykırımı” yerine, “felaket” veya “tarihin karanlık dönemi” gibi ifadeler kullanıyordu.

Ankara’nın 1915 Olayları diye tanımladığı Osmanlı İmparatorluğu’undaki yüz binlerce Ermeni vatandaşın zorunlu göçe tabi tutulmasını “soykırım” olarak resmen kabul eden ülke sayısı ise 31.

Bugün “Ermeni soykırımı”nı resmen tanıyan ülkeler: Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Kıbrıs Rum Yönetimi, Çekya, Ermenistan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Libya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Hollanda, Paraguay, Polonya, Portekiz, Rusya, Slovakya, İsveç, İsviçre, Suriye, Vatikan, Venezuela, Uruguay.

Birleşik Krallık’ın parçaları olan Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda da tanıyor ancak İngiltere henüz bu yönde resmi bir açıklama yapmadı.

İspanya’da da Bask Parlamentosu soykırım olarak tanımlayan bir deklarasyon yaptı. Avustralya’nın Yeni Güney Galler eyaleti de 1915 olaylarını bir soykırım olarak kabul ediyor.

ABD’de Senato 2019 yılında, 1915 olaylarını oy birliğiyle soykırım olarak kabul ettiğini açıklamış, ancak Donald Trump yönetimi, 1915 olaylarını “soykırım” olarak görmediklerini ilan etmişti.

Eski Başkan Donald Trump, 24 Nisan 2019’daki açıklamasında “20’nci yüzyılın en kötü kitlesel kıyımlarından biri” derken “soykırım” ifadesini kullanmamıştı.

Bu haberi paylaş

Adana’nın kara günü Adana kaç

Adana’nın kara günü Adana kaç

1920 Yılında Adana’da Ermeni-Fransız cinayet işbirliğinin en önemli olayı Kaç-Kaç’tır. Kaç Kaç olayı Kurtuluş Savaşının parlak safhalarından biridir. 10 Temmuz 1920 tarihinde gerçekleşmiştir. Fransız-Ermeni işbirliğinin Çukurova halkına hayat hakkı tanımamacasına giriştikleri imha hareketi karşısında Adana halkının Toros Dağları’nın yamaçlarına çekilmesi hareketi olarak Millî Mücadele tarihimize geçmiştir.

Adana’nın kurtuluş mücadelesinde önemli bir yer teşkil eder. Zira Fransız kuvvetleri, Ceyhan ve Seyhan nehirleri arasındaki bu verimli topraklara hakim olabilmek için 9 Temmuz 1920’de top ve tank desteğinde, 2000 kişilik bir kuvvetle, Yüreğir Ovası harekâtını başlatmışlardır.

20 günden fazla süren bu harekat sırasında, millî kuvvetler, ovada tutunma şansı bulamayarak kuzeye çekilmiş, fakat o arada, birçok küçük çarpışmada düşmana önemli kayıplar verdirmiştir. Çukurova’da Kurtuluş Savaşı’nın bu en acılı günleri, bölge insanının belleğine “Kaç-Kaç” adıyla kazınmıştır.

Adana halkı 1920 yılı Temmuz ayında son derece acı bir olayla yüz yüze kaldı. 9 Temmuz’da Ermeni komitecileri şehirde karışıklık çıkardı. Halkın, şehri boşaltmasını isteyen Fransızlar da onları destekledi. Kaç-Kaç’tan bir ay kadar önce, 12 Haziran 1920’de Fransız ve Ermeni silahlı grupları Kahyaoğlu Çiftliği’nde onlarca Adanalıyı katletmişti. Fransız işgal yönetimi Türklerin “emniyette olabilmesi için” şehri boşaltmalarını teşvik etti.

Meşhur Fransız Menil taburu, Toroslar’ın stratejik noktasındaki Pozantı, Belemedik, Hacıkırı… bölgelerini işgal etmişti. Karaisalı’dan harekete geçen Kurtuluş Kuvvetleri Belemedik’i geri almış, orada seyyar Fransız Hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışan komutan Menil’in karısını da diğer esirler arasında ele geçirmişlerdi. Pozantı’ya çekilmiş olan Menil taburu kuşatma altındaydı.

Adana’daki Fransız ordusu komutanı Menil’e kaçmasını emretmişti. 24 Mayıs 1920’de Binbaşı Menil, gece yarısı Pozantı’dan ordusunu çekmiş, kaçıyordu. Ancak Kurtboğazı geçit vermedi. 26 Mayıs 1920’de Menil ve taburu Türk gücüne teslim olmuştu. Bu menil taburu Halep’ten takviye gelen 30.000 kişilik Fransız ordusunun Toroslar’a kadar uzanabilen bölümü idi ve sadece 40 kadar Türk mücahidine esir düşmüştü.

Toroslar’daki bu Fransız yenilgisi Adana’daki işgal kuvvetlerini ve onlara yataklık eden Ermenileri kuduza döndürmüştü. Adana vilâyeti dahilinde Müslümanlar tepeden tırnağa silahlandırılan Ermenilerin tehdidi altında her dakika katliama maruz bulunuyorlardı. Adanalılar şehirden çıkmalıydı. Bu konuda karar vermek zordu: “Kalmak mı, kaçmak mı?”

“Kaç! kaç!” İşte tam zamanında hatiften gelir gibi kimin kime söylediği bilinmeksizin kulaktan kulağa çarpan ses. Çocuk, her yaştan kadın ve erkek, ateş sellerinden kaçan Pompei halkı gibi, Adana’nın güneyine, Oba’ya doğru kaçıyordu. Perişan fakat azimli, büyük küçük kafileler halinde tüten ocaklarını, eşyalarını, hatıralarını, parça parça yüreklerini Adana’da bırakarak Temmuz güneşinin yakıcı boğucu sıcağı altında yollara dökülmüşlerdi, geri dönmek, daha çevik sıçramak için çekilen çelik yay gibi yuvalarına daha güçlü dönebilmek için Adanalı ovadan obaya Toroslar’a çekiliyordu.

blank

Çünkü Toroslar Fransız ve Ermeniler’den tamamen temizlenmişti. Adanalılar’ın sığınması için Toros Dağlarındaki şehir ve köyler son derece emniyetli idi.

10 Temmuz’daki katliam söylentisi hemen hemen bütün şehirdeki Türkleri kaçmaya mecbur etmişti. Ermenilerin kasıtlı olarak yaptıkları katliamlar ise şehirde asayişi bozmuş ve halkın kaçmasına zemin hazırlamıştı. Bu durumu anlayan halk da düşmandan temizlenmiş Toroslar’a sığınmak için harekete geçti. Fakat, Adana’dan çıkış zordu. Her tarafta Ermeni çeteleri, her an Müslüman Türk’ün can güvenliğini tehdit ediyorlardı. Bu, büyük bir tehlike idi.

Asıl mesele bu olup, Toroslar’a sığınmaktan amaç ise kaçıp kurtulmaktan daha çok, orada teşkilatlanıp, Adana’yı düşman istilasından kurtarmaktı. Bu durumun farkına varan Fransızlar, 9 Temmuz 1920 tarihinde Ermeni komitecileri ile düzme bir oyun tertip ederek; Müslüman halkın şehri boşaltmalarını kolaylaştırmak için güneydeki bahçeler tarafına Cezayirli Müslüman askerlerini nöbetçi koyup, bu duruma müsamaha gösterdiler.10 Temmuz sabahı iki saat süren silahların Müslüman mahalleleri üzerine sıkılmasından sonra Türkler, koltuklarında birer bohça ile Oba yoluna doğru kaçmaya başladılar.

Sabahleyin başlayan Ermeni saldırıları dayanılacak gibi değildi. Vali konağının güneyinde açık bırakılan bir alandan insanlar kaçmaya başlardılar. Atları ile arabaları ile, yaya olarak, bohçaları ile… Geride atalarından miras kalan evlerini bağlarını, işyerlerini bırakmışlardı. Evlerinden vatanlarından sökülüp atılan insanların perişan hali idi yaşananlar.

Kaçkaç’a gidenler öncelikle Seyhan nehrinin kıyısındaki Akkapı’ya Şeyh Cemil’in konağına uğruyor, Orada kendilerine ikram edilen bulgur pilavı ve ayranı içiyor, sonra da Kuvayı milliyecilerin yardımları ile daha kuzeye Karahan köyüne, Karaisalı ve Pozantı vadilerine doğru gidiyorlardı. Onların gidişi aynı zamanda bir kaçış idi. O günlerde şehri terk edenleri izleyen düşman uçakları üzerlerine bomba veya ucu sivri kuyruklu füzeye benzer demir parçaları atıyorlardı.

10 Temmuz 1920’de, şehrin her tarafından Türk Mahalleleri’ne tüfek, bomba ve makineli tüfek ateşi başlatıldı. İşlerini ve evlerini terk eden Adanalı binlerce Türk, ölüm korkusu içinde ne yapacaklarını bilemediler. Kadınlar ziynet eşyalarını, yiyecek ve giyeceklerini alamadan, Türk esnaf ise paralarını alamayıp, dükkânlarını kapatma fırsatı bulamadan, canlarını kurtarmak gayesiyle perişan vaziyette güney yönünden şehir dışına kaçtılar.

Paniğe kapılan ova köylerdeki halk da, Adana’nın güney ve batı kesimine, Arapuşakları’nın yaşadığı Oba Semti ile bahçeler arasına kaçtı. Bu kaçış sırasında Fransızlar, uçaktan bombardımanla çok sayıda Türk’ü öldürdüler. 13 Temmuz 1920 akşamına kadar 4 gün süren Kaç-Kaç sırasında, Arapuşakları tarafından ağırlanan göçmenlerden bir kısmı, daha sonra, Konya, Niğde, Bor ve Ulukışla’ya, bir kısmı da Belemedik, Karapınar, Pozantı ve Toros eteklerine yerleşti.

Çakıt Suyu kıyısına yerleşen Türkler, derenin pis suyundan içtikleri için çeşitli parazitler kapmış, sivrisinek çokluğundan sıtma olmuşlardı. Yaşam koşulları son derece ağır olan bu bölgede salgın hastalıklar nedeniyle pek çok kişi yaşamını yitirdi. Doktor ve ilâç yokluğu nedeniyle ölen sayısı çoktu.

ŞEREF YOKSUNU FRANSIZ ASKERLERİ VE ERMENİLERİN KATLİAMLARIFransız uçakları, saat 8.00-12.00 arasında attıkları oyuncak şeklinde bombalar ve sivri uçlu çivilerle çocuk ve kadınlar başta olmak üzere her bombardımanda birkaç Türk’ün ölmesine, yaralanmasına ve sakat kalmasına neden oldular.

blank

Belemedik Hastahanesi yaralılarla doldu. Bir defasında 7 uçaklık bir Fransız filosu Belemedik Hastahanesi’ni bombardımana tutarak hastaların ölmesine neden oldu. Kaç-Kaç Olayı olarak anılan bu olay, Adana ile sınırlı kalmamış, Mersin, Tarsus, Ceyhan, Dörtyol, Kozan, Osmaniye ve bütün bölgede yaşanmıştır. Bu nedenle, Adana çevresinde, Fransız işgalinin bir kara lekesi olarak anılmaktadır.

Kaç-Kaç sırasında Çaylı’ya baskın veren Fransız ve Ermeniler, Seydi Çavuş’un 15 yaşlarındaki 2 kızkardeşi Emine ve Zeynep’i, Emmi’nin oğlu Nuri ile Abdullah Emmi’nin oğlu olan 10 yaşlarındaki 2 erkek çocuğunu ve Mahmut Kurt’un 70 yaşındaki annesini kaçırdılar. Yaşlı kadın ve 2 Türk çocuğu işkencelerle hunharca öldürüldü. Kızlardan ise haber alınamadı.

Kör Ömer oğlu ve Bağluklu Ali adlarında 2 Türk, İkizler’in Çiftliği’nde Fransızlar tarafından katledildiler. Gözü dönmüş Ermeniler, bir gece Cemlihasan Çiftliği’ni basarak 35 Türk’ü hunharca öldürdüler. Yeşilkent (Erzin)’ten yolları kesilerek toplanan 14 Türk’ü Çaylı Köyü’nün bahçeleri arasında süngüleyerek katlettiler. Hacca giden 2 Halepli, 2 Yeşilkentli 4 Türk, Dörtyol’dan İskenderun’a giderken Ermeniler tarafından katledildiler, su kuyusuna atılan cesetleri daha sonra bulunup defnedilmiştir.

Yine Yeşilkent’te, Çaparoğlu Ahmet ve Emiroğlu Mustafa adlarındaki 2 Türk, Çaylı Köyü’nde portakal ağaçlarına asılarak işkenceyle öldürüldü. Cemile Hanım (Cerrahoğlu) Çiftliği’ni basan Ermeni süvarileri, Hacı İzzet, eşi ve çocukları ile 31 Türk’ü daha deniz kıyısına götürüp, üzerlerine bomba atarak acımasızca öldürdüler. Öldürülmeyen 2 güzel Türk kızı, Ermenilerle evlendirilerek Halep’e götürüldü.

Kuzuculu’dan Molla Mustafa’nın 17 yaşlarındaki oğlu, Ermenilerle yapılan bir çatışmada öldürüldü. Çeltikarlı’da, yol kesen Ermeniler, 2 Türk’ü katledip, 1 Türk’ü yaraladılar. Lülük’e baskın yapan Fransızlar, Türk nöbetçiyi öldürüp, köylülerden bazılarını esir alarak hapsettiler. Bunlardan Molla Ali oğlu Musa esir olarak Paris’e götürülmüş, daha sonra serbest bırakılmıştır.

5 Temmuz 1920’de, Misis’te, Fransızlarla yaptıkları savaşta Millî Kuvvetler 3 ölü, 2 yaralı verdiler. 9 Temmuz 1920’de, Şakirpaşa’da Fransızlarla girilen çatışmada Millî Kuvvetler 2 ölü, 2 yaralı verdiler. 18 Temmuz 1920’de, Millî Kuvvetlerin Kâhyaoğlu Grubu’na taarruz eden Fransızlar, 7 Türk erini öldürdüler, 6 er de yaralandı.

15 Ağustos 1920’de, Kurttepe’deki Millî Kuvvetler Cephesi’ne bir baskın düzenleyen Fransızlar, Makineli Tüfek Bölüğü Komutanı Teğmen Selâhaddin’i katledip başını vahşice keserek, ele geçirdikleri bir topun üzerine koydular ve Adana’nın en kalabalık yerinde teşhir ettiler.

Aynı günlerde, Millî Kuvvetlerden Yenice’de esir düşen bazı erler, susuzluktan yürüyemeyecek hale geldikleri için Fransızlar tarafından kurşuna dizildiler. 19 Ağustos 1920’de, Fransızlar’ın, Oba’ya düzenlediği taarruzda, Solcenah Müfreze Komutanı Pöçük Mehmet yaralandı, yardımcısı Köşker Duran ise öldürüldü. 1. Bölük Komutanı Muzaffer (Ramazanoğlu) ile 200 er de esir düştüler.

Önce Adana’ya, daha sonra Mersin’e gönderilen bu esirler açlıkla, dayakla ve çeşitli işkencelerle cezalandırıldılar. 25 Ağustos 1920’de, Ermeni Fedâileri (kamavurlarla) Yüreğir Ovası’nda bir tarama harekâtına girişen Fransızlar’ın, Taşçı Köyü’nde Millî Kuvvetlere verdirdiği kayıplar hakkında bir rakam verilmemiştir.

Tarihimize Kaç-Kaç Olayı olarak geçen bu göç, Fransız yönetimini de tedirgin etti. Bağımsızlığı uğruna her türlü güçlüğe göğüs gerebileceğini gösteren Adana halkının Kuva-yı Milliye’ye katılmasından endişelenen Fransız yönetimi, halkı geri getirebilmek için pek çok girişimde bulundu.

Etiketler: adana, Adana kaç kaç katliamı, Adana kaç kaç olayı, Adana kaç kaç olayı ne zaman oldu, Adana kaç kaç olayı nedir, Adana nın kara günü, ermeni çeteleri, ermeniler, fransız askerleri, fransızlar, kaç kaç olayı, kaç kaç olayı nerede oldu

Keywords

Ermenistan , Soykırım , Türkiye , 1915 olayları , Ermeni soykırımı , adana , Adana kaç kaç katliamı , Adana kaç kaç olayı , Adana kaç kaç olayı ne zaman oldu , Adana kaç kaç olayı nedir , Adana nın kara günü , ermeni çeteleri , ermeniler , fransız askerleri , fransızlar , kaç kaç olayı , kaç kaç olayı nerede oldu

FRANSIZ+ ERMENİ ZULMÜ- KAÇ KAÇ OLAYI

Başa dön tuşu